Umduğum ümide erdim, diyebilir misin?
Selamlar, nasılsınız? سلام على أهل تلك الخيام سَلامٌ عَلى أَهلِ تِلكَ الخِيام فَهُم سُؤلُ سُؤلي وَأَقصى المَرام بِحَقِّ الهَوى يا نَسيمَ الحِزام عَلى رَسمِ دارِهِم عَرِّجِ وَحَيِّ لَنا رَبَّةَ الهَودَجِ Selâm olsun o çadırların halkına, çünkü onlar benim en büyük dileğim, en uzak muradım. Aşkın hakkı için ey Hızâm’ın meltemi, onların yurdunun izine uğra, bizim için hevdecin sahibesini selamla. أَلا يا حَمامَ اللِوى وَالعَقيق إِلى كَم مِنَ النَوحِ ما تَستَفيق أَظُنُّكَ مِثلي جَفاكَ الصَديق فَبِاللَهِ غَنّي بِصَوتٍ شَجي سُلَيمى رَجائي الَّذي اِرتَجى Ey Livâ ve Akîk’in güvercini, ne zamana kadar bu ağıt, hâlâ ayılmadın mı? Sanırım dostun seni de benim gibi terk etti. Allah aşkına, yanık bir sesle şakı: Süleymâ, umduğum ümidimdir. حُمَيمَةَ البانِ كَم هذا النَحيب عَلى كُلِّ غُصنٍ وَفَرعٍ رَطيب مَتى بانَ صَبٌّ بقَلبٍ كَئيب خَلِيٌّ مِنَ الأَلَمِ المُزعِجِ إِلى غَيرِ حُبِّكَ لا يَلتَجي Ey Bân ağacının güvercini, ne zamana kadar bu inleyiş, her taze dalda, her yeşil filizde? Kederli yürek...